27 Jan 2012 / 0 notes / yarasa karanlık 

- akvaryumdan zıplayan balığın kısacık öyküsü..

özgürlük nedir? diye sordum insana; kafasını kaldırıp parmağıyla bulutları işaret etti, ve bana özgürlüğün kuşlar gibi uçmak, gökyüzünde süzülmek olduğunu anlattı„ bilge görünüyordu bu haliyle„  ben de uçtum hemen, uçtum ve kuşlara yaklaşıp özgürlüğü sordum; kanat çırpmaktan yorulmuş, su içmek için konacak bir göl kenarı arıyorlardı.. içlerinden bilge olanı aşağıda tozu dumana katarak göle doğru ilerleyen bir ceylan sürüsünü gagasıyla işaret etti; -şu yaramazları görüyor musun,  ne güzel olurdu keşke biz de karada onlar gibi zıplaya zıplaya, neşeyle koşabilseydik dedi.. ah, ben meraklıyım ya! hemen yere inip toz dumanın arasına karıştım.. ceylanlar o kadar hızlıydı ki neredeyse onlara yetişmem mümkün değildi.. yine de o telaşın içinde bilge ceylan bana; herşeyden önce özgürlüğün susuzluktan çok peşlerine düşen şu aslanlardan kurtulmak olduğunu söyledi.. rahatsız etmek istemezdim ama kovalamacanın ortasında bilge aslana yanaşıp ona da aynı soruyu sorma cesareti buldum kendimde.. zaten bilse bilse o bilirdi, ne de olsa herkes ondan korkuyor, tüm canlılar ondan kaçıyordu.. özgürlük nedir? dedim çekinerek ;  homurdandı ve bana;  bu tür konulara ayıracak vakti olmadığını, şu an midesinin karnına yapıştığını, çok susadığını, üstüne bir de eğer bugün bir tane bile ceylan yakalayamazsa bunun benim yüzümden olacağını, işte o zaman özgürlüğün nasıl bir şey olduğunu bana göstereceğini söyledi kaşla yele arasında öfkeyle kükreyerek..

sanki hiç orada değilmişim gibi sessizce çekildim aslanın ve ceylanların arasından.. tüm umudum tükenmiş, çırpınışlarım boşa gitmişti..

özgürlüğü bulamamıştım,

artık son nefesimi vermek üzereydim..

neyse ki bir el uzandı ve beni yerden alıp

ait olduğum yere,

suya bıraktı..


aslında olup biten herşey;  embriyonun, bebeğin o inanılmaz mücadelesinden ibaret.. hiçbir zaman  olmadığı ve olamayacağı kadar yaşama tutunur.. eğer gerçekten bir mucize  aranıyorsa onu izlemek yeterli aslında..her defasında  böylesine zorlu bir kapışmadan sağ salim çıktıktan sonra bir bebeğe,  kendi eserimizmiş gibi bakmak, onu sahiplenmek, şunu bunu yapması için  bilinçli bir şekilde iyi ya da kötü yönlendirmek; onun kazandığı bu  amansız mücadeleyi, başarısını, ve gücünü küçümsediğimizi gösterir..


aslında olup biten herşey; embriyonun, bebeğin o inanılmaz mücadelesinden ibaret.. hiçbir zaman olmadığı ve olamayacağı kadar yaşama tutunur.. eğer gerçekten bir mucize aranıyorsa onu izlemek yeterli aslında..

her defasında böylesine zorlu bir kapışmadan sağ salim çıktıktan sonra bir bebeğe, kendi eserimizmiş gibi bakmak, onu sahiplenmek, şunu bunu yapması için bilinçli bir şekilde iyi ya da kötü yönlendirmek; onun kazandığı bu amansız mücadeleyi, başarısını, ve gücünü küçümsediğimizi gösterir..

27 Jan 2012 / 0 notes / bebek notlar 

hangi açıdan ve nasıl bakarsan bak, kadın kadındır..

hangi açıdan ve nasıl bakarsan bak, kadın kadındır..

27 Jan 2012 / 0 notes

hayatı birlikte paylaştığımız canlı-cansız varlıklarla aramızdaki farklılıklara değil de benzerliklere bakabilseydik; bugün gizem ve tesadüf diyerek kestirip attığımız bazı şeyleri anlamamız ve onları kabullenmemiz daha kolay olurdu..

27 Jan 2012 / 0 notes / notlar canlı 

o, üşümeyi bir kenara atıp, sessizce üstüme yağardı..

o, üşümeyi bir kenara atıp, sessizce üstüme yağardı..

25 Jan 2012 / Reblogged from foreverwillneverendbetweenus with 448 notes / kar notlar 

insanların yürürken çıkardığı sesler, robot evriminin nerede başladığını anlatır bana.. bir kadın, tüm doğallığından en az yıldızlar kadar uzakta bir yerlerde yürürken, buralara, kaldırımdan kulağıma çalınıyor topuk sesleri.. işte! tam önümde ve ayağı burkuluyor„

soğuk, mavi bir buzdağı,

baştan ayağa çatırdıyor

yerde ve şimdi o, sıcacık ağlayan bir kadın artık.. o kadar kadın ki diğerleri ve ötekiler gibi tutup elinden kaldırmayı, ve onu yeniden bir robot yapmayı hiç mi hiç istemedim..

 

[Flash 9 is required to listen to audio.]

daha dur! bu ne ki ?
çıplaklık da geçecek„ yerini şeffaflık alacak„
saydam gözlerimle bakacağım içine, içinden geçip ötelere ulaşacağım„
sonra sen, ellerinle tutmak isteyeceksin beni
ama içimden geçip gideceksin„
rüzgâr gibi de değil„


hava gibi..

15 Jan 2012 / 6 notes / the smiths notlar 

çapları öylesine geniş ki kafalarını kaldırdıkları zaman gökyüzünü göremiyorlar„ ağızları kocaman açılıyor„ şaşkınlar„ onları görünce büyük bir ilkellik duygusu kaplıyor içlerini„ hiç hayal edemedikleri bir teknolojiye sahipler„ öyle ışıklı bir fanustan falan da inmiyorlar„ yazıp çizilen abartılan uzaylı yaratıklara ve bizlere hiç mi hiç benzemiyorlar„ büyüleniyorlar„ kendilerini onların karşısında bir arenada öldürülmeyi bekleyen kızgın„ ama yorgun ve yaralı bir boğa gibi hissediyorlar„ yanlarında„ onlarla birlikte bu şaşkınlığı ve büyülenmeyi yaşayanlara bakıyorlar„ nedenini bilmiyorlar ama utanıyorlar„ korku„ birbirlerine daha çok sokulmalarına neden oluyor„ gözucuyla görebildiğim şunlardı; bir kadın hiç tanımadığı„ hayatında hiç görmediği bir erkeğe sarılmıştı„ bir başkası yanında insan bulamadığından olsa gerek„ yanıbaşında onunla birlikte dikili duran ağaca sarıldı„ bir atın„ hatta bir aslanın yelesine tutunanlar gördüm„ hepsi de korkuyorlardı„ gökten inenlere doğru koşanlar„ ve onlara sarılanlar bile vardı„ ayaklarına serildiler„ aman dilediler„ aşkı ilan ettiler„ bir tepenin ardına gizlenmiştim„ olanları izliyordum„ yanımda„ doğuştan sürüngen bir yılan kuyruğunu titretiyor„ tıslıyordu„ parmağımla sus işareti yaparak ona ‘korkma’ dedim„ korkma!

15 Jan 2012 / 3 notes / ilkel notlar korku